Antropik (İnsancıl) İlke Nedir?

İnsan yaşamını evren içinde ele alınacak bir durum fonksiyonu olarak farzeden bilimciler bununla evrenin beklenen özelliklerini türetmek için, evrenin insan yaşamına olanak tanıması sebebiyle evren-insan arasında sıkı bir ilişki olması gerektiği durumunu referans alır. Bu, İnsancıl İlke'yi ifade edebileceğimiz çok görkemli bir örnektir. İnsancıl İlke kozmolojide çok önemli yeri olan bir yasadır ve spesifik bir çok alanda kullanılabilmektedir.


İnsancıl İlke'nin Temelleri

İnsancıl İlke 1973'te Avusturalyalı fizikçi Brandon Carter tarafından öne sürüldü. Bunu, insanın evrendeki konumunun anlam ve önemini al aşağı ettiği düşünülen Kopernik Yasası'na gönderme yapmak amacıyla Kopernik'in 500. doğum gününde yayımlamıştır.


Aslında bu, Carter'ın, insanlığın evrende merkezi bir konumda olduğunu düşünmesinden dolayı yapılmadı. Çünkü Kopernik Yasası hala geçerliliğini korumaktadır. Ancak Carter, insan yaşamının içerisindeki hiçbir parçanın tam olarak evrenden soyutlanamayacağını düşünür. Kendi deyişiyle " Bizim durumumuzun merkezde olması gerekmez fakat belli derecede kaçınılmaz olarak özeldir." Bunu yaparak Carter, Kopernik Yasası'na yüklenen asılsız anlamların temellerine yönelik kendi yordamıyla bir sarsma eyleminde bulundu.

Kopernik'ten önce genel bakış açısı dünyamızın evrendeki diğer yerlerden farklı fizik kanunlarının işlediği özel bir gezegen olduğuna yönelikti. Dünyanın temelde diğer yapılardan farksız olduğu anlaşılınca ters bir tepkiyle evrendeki her oluşumun birbirinin aynısı olduğu varsayıldı.

Tabi ki zihnimizde fiziksel özellikleri insan yaşamına olanak tanımayan çeşitli evrenler tasvir edebiliriz. Örneğin elektromanyetik kuvvetin, güçlü nükleer kuvvetten yüksek bir değere sahip olduğu bir evrende protonlar bir çekirdekte bir arada bulunmak yerine birbirini daha güçlü biçimde itecek ve yaşamın temel taşları olan atomlar oluşmayacaktı. Böylece yaşam da oluşmazdı.

Bilim, evrenimizin neden o şekilde olmadığını nasıl izah edebilir? Carter'a göre bizim bu soruyu sorabilmemiz kesin olarak zaten o tarz bir evrenimizin olamayacağı anlamına gelir.


İnsancıl İlke'nin Çeşitleri

Carter sonraki yıllar süresince geliştirilip çeşitlendirilmiş olan iki çeşit temel İnsancıl İlke ortaya atmıştır.

Zayıf İnsancıl İlke:

Gözlemlenmiş bilimsel niceliklere dayalı olarak evrenimiz, bağımsız olarak sahip olduğu fizik özellikleriyle insan yaşamına zemin oluşmasına izin vermek zorundaydı, çünkü bizler şu anda varızdır.

Güçlü İnsancıl İlke:

Evrenimiz, bizler şu anda var olduğumuz için, insan yaşamına izin verecek özellikleri taşımak zorundaydı.

Bu ilkelerden Güçlü İnsancıl İlke yüksek oranda tartışmalıdır. Birçok bakımdan, var olma durumumuz, şu an bildiğimiz bir gerçekten başka bir şey değildir. Var olmamızın zorunlu olduğu konusu tartışmaya açık bir yapıdadır. 1986'da John Barrow ve Frank Tipler'in yayımladığı Kozmolojik İnsancıl İlke kitabında Güçlü İnsancıl İlke'de ifade edilen bu "zorunluluk" kavramının, yalnızca bulunduğumuz evrendeki gözleme dayalı bir gerçek olmadığını bilakis herhangi bir evrenin var olmasının temel gerekliliği olduğunu ortaya attılar. Fizikçi John Archibald Wheeler da, bu tartışmalı argümanı genişletip kuantum fiziğine uyarlayarak Katılımcı İnsancıl İlke'yi önermiştir.


İnsancıl İlke'nin Yargılanması

Bahsedildiği gibi İnsancıl İlke'nin Zayıf ve Güçlü modelleri bazı bakımlardan evrendeki konumumuz hakkındaki zaten açıkça bilinen gerçekleri söyler. Eğer var olduğumuzu biliyorsak, bu bilgiye dayanarak evren hakkında (veya evrenin bulunduğumuz bölgesi hakkında) kesin, spesifik yorumlar yapabiliriz. Şöyle bir alıntı aktaralım:

"Kuşkusuz, yaşamı destekleyen bir gezegendeki varlıklar, sınırlanmış oldukları dış çevreyi araştırırken, o çevrenin onların var olması için gerekli koşulları sağladığını görmesi kaçınılmaz olacaktır. Bu son ifadeyi bilimsel bir yasaya dönüştürmek mümkündür: Var oluşumuz, evreni belli bir yerde ve belli bir zamanda gözlemlememizi mümkün kılacak koşullar oluşturmaya yönlendirmektedir. Bu, var olduğumuz gerçeğinin, kendimizi içinde bulduğumuz çevre çeşitliliğinin karakteristik özelliklerini şekillendirdiğini söyler. Aslında bu da Zayıf İnsancıl İlke olarak adlandırılır... İnsancıl İlke'den daha iyi bir terim "Seleksiyon İlkesi"dir, çünkü bu, tüm diğer mümkün çevresel durumlara rağmen var olduğumuz gerçeğinin çevre üzerinde şekillendirici oluşununun nasılını ifade eder." --- Stephen Hawking & Leoanrd Mlodinow, The Grand Design kitabından...


İnsancıl İlkenin Önemi

İnsancıl İlke'nin kozmolojideki en önemli rolü evrenin sahip olduğu tüm fenomen ve özelliklerin nedenine dair açıklama getirilmesini sağlamasıdır. Kozmologlar bir dönem, evrende gözlemlediğimiz basit değerlerden oluşması umulan bazı temel özellikleri keşfedebileceklerine inanmışlardır. Fakat böyle bir şey gerçekleşmemiş olmakla birlikte evrendeki olayların çok kati ve spesifik ölçülerde çok çeşitli değerler barındıran fonksiyonellikler içerdikleri anlaşılmıştır. Bu durum, ince-ayar problemi olarak bilinir ve bu değerlerin insan yaşamı için böylesine hassasiyetle uyarlı olması ciddi açıklama gerektiren bir problemdir.

Carter'ın İnsancıl İlkesi geniş bir teorik yelpazede, herbiri farklı fiziksel tabiata sahip, olası tüm evren biçimlerini ve insan yaşamına imkan tanıyan çok küçük bir gruba dahil olan bulunduğumuz evren biçimini hesaba katar. Bu, aynı zamanda fizikçilerin olası paralel evrenlere inanmasının altında yatan sebeptir.

Bu İlke'den mantık yürütme sadece kozmologlar arasında popüler değildir. Aynı zamanda sicim teorisiyle ilgilenen fizikçiler arasında da meşhurdur. Fizikçiler, sicim teorisinin çok sayıda mümkün varyantı olduğunu öngörmekte olup (belki 10000 kadar) devasa bir yelpazede perspektifi bulunduğunu ve bilimsel teorilerin evrim sürecinde, bu yelpazedeki yerimizle ilişkili olarak, bunların paralel evrenler ve insancıl usavuruma uyarlanmasının neredeyse kaçınılmaz olduğunu düşünmeye başlamıştır.


İnsancıl usavurumun (mantık yürütmenin) en iyi örneklerinden biri Stephen Weinberg'in evrenin kozmolojik sabitinin beklenen değerini öngörmesi ve küçük fakat pozitif bir değer öngörüsüyle, o zamanki öngörülere zıt olmasına rağmen tutarlı bir sonuca ulaşmış olmasıdır. On yıl sınra fizikçiler evrenin ivmeli biçimde genişlediğini tespit ettiğinde Weinberg'in İnsancıl usavurumunun tutarlılığı anlaşıldı.


İnsancıl İlke'nin Eleştirisi

İnsancıl İlke'nin kısaltılmış bir eleştirisi gerçekten mümkün değildir. En iyi örnekler, iki çok popüler Sicim Teorisi eleştirisi olan, Lee Smolin'in "The Trouble With Physics" ve Peter Woit'in "Not Even Wrong" yapıtlarında İnsancıl İlke temel tartışma konusu edilmiştir.

Eleştriler genelde İnsancıl İlke'nin fazla kalabalık olduğuna dayanır, çünkü bilimin normalde zaten sorduğu soruları tekrar bir çerçeveye sokar. Spesifik değerler aramak ve bu değerlerin sebebini sormak yerine, zaten bilinen bir sonuçtan yola çıkarak bir dizi değeri hesaba katması açısından temelde fazlasıyla rayından çıkabilecek bir yaklaşım olmaya müsait olduğu düşünülür.


Benzer Yazılar
FİZİK MAKALELERİ şimdi Google Play Kitaplar'da

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

Yorum Yap